El üstünde tutmak diye bir deyim var mı hakkında güvenilir ve anlaşılır bir rehber arıyorsanız doğru yerdesiniz; Celtikcikoop olarak başlıyoruz.
El Üstünde Tutmak Bir Deyim Midir?
Geçmişe baktığımızda, bugün sıradan gördüğümüz bazı sözlerin aslında yüzyılların insan ilişkilerini sessizce taşıdığını fark etmek insana tuhaf bir yakınlık hissi veriyor. “El üstünde tutmak” da bunlardan biridir. Evet, “el üstünde tutmak” Türkçede yerleşmiş bir deyimdir ve temel anlamı bir kimseye çok sevgi, saygı ve değer göstermektir. Türkçe Sözlük’te de bu anlamla yer alır.
Deyimin dikkat çekici yanı, soyut bir “değer verme” düşüncesini fiziksel bir görüntüyle anlatmasıdır: Bir insanı ellerin üzerinde taşımak, onu düşürmemek, incitmemek ve sıradan bir konumun üzerine çıkarmak.
Osmanlı Öncesinden Osmanlı’ya: Elin Kültürel Anlamı
Türkçede “el” kelimesi yalnızca bedenin bir parçasını ifade etmez. Yardım etmek “el vermek”, korumak “elinden tutmak”, bir şeyi korumak “göz bebeği gibi sakınmak”, saygı göstermek ise “baş üstünde tutmak” gibi ifadelerle sosyal ilişkilerin merkezine yerleşmiştir.
Bu nedenle “el üstünde tutmak” deyiminin kökenini tek bir olaya veya kişiye bağlamak yerine, elin Türk-İslam kültüründeki sembolik konumunu izlemek daha sağlıklıdır. İstanbul Ansiklopedisi’ndeki tarihsel derleme, eski İstanbul kullanımında “el üstünde” sözünü “muazzez, muhterem”, “el üstünde tutmak” ifadesini ise “izaz etmek, hürmet etmek, ağırlamak” anlamlarıyla kaydeder.
16. Yüzyıl: Deyimin Edebî Kaynaklarda Görünürleşmesi
Deyimin yazılı tarihini izleyebildiğimiz önemli duraklardan biri Osmanlı klasik edebiyatıdır. 16. yüzyıl şairlerinden Revânî Çelebi’nin İşretnâme adlı eserinde geçen “El üstünde tutar ânı güzeller” dizesi, deyimin en azından klasik Osmanlı şiirinde yerleşmiş bir mecaz olduğunu gösterir. Aynı tarihsel derlemede Veysî’nin “Felek el üzre tutar oldu ehli irfânı” dizesi de aktarılır.
Belgelere dayalı bu örnekler önemlidir: Çünkü deyimin yalnızca modern konuşma dilinin ürünü olmadığını, yüzyıllar önce de bir kişiyi veya varlığı yüceltme anlamı taşıdığını gösterir.
Burada “el üstünde” gerçek bir taşıma hareketinden çok, toplumsal değer ile fiziksel yükseklik arasında kurulan mecazı temsil eder. Klasik şiirde göğe yükselmek, baş üzerinde olmak veya el üstünde tutulmak; değer, itibar ve seçkinlik fikrinin farklı biçimleridir.
17. ve 18. Yüzyıllar: Hürmet Kültürü ve Toplumsal Hiyerarşi
Osmanlı toplumunda saygı yalnızca sözlerle değil, beden hareketleriyle de ifade ediliyordu. Selamlama biçimleri, el bağlama, baş eğme ve çeşitli törensel davranışlar kişinin yaşı, makamı ve sosyal konumuna ilişkin mesajlar taşıyordu.
Birincil kaynaklar açısından bakıldığında edebî metinler bu dünyayı anlamak için önemli tanıklıklardır. Zâtî’nin şiirinde “Bilürüz hürmetini tutaruz el üzre müdâm” ifadesinin bulunması, “el üzre tutmak” biçiminin de saygı ve hürmet anlamındaki kullanımını doğrular.
Bu kullanım, deyimin anlam dünyasında sevgi ile saygının birbirinden tamamen ayrılmadığını düşündürür. Birini el üstünde tutmak, hem ona gönülden değer vermek hem de onun toplumsal itibarını korumaktır.
Saygının Bedensel Dili
Osmanlı kültüründeki temenna gibi selamlama biçimleri de aynı sembolik dünyaya işaret eder. Sağ elin göğse, dudaklara ve ardından başa götürülmesi; sevgi, bağlılık ve saygının beden üzerinden ifade edilmesini sağlıyordu.
Bu açıdan bakınca “el üstünde tutmak” yalnızca dilsel bir kalıp değil, toplumun değer verme biçimlerini yansıtan kültürel bir metafor olarak da okunabilir.
19. Yüzyıl: Modernleşme ve Anlamın Gündelikleşmesi
yüzyılda Osmanlı toplumunun eğitim, bürokrasi, şehir hayatı ve aile ilişkilerinde önemli dönüşümler yaşaması, eski hiyerarşik davranış biçimlerinin de değişmesine yol açtı. Ancak deyimler çoğu zaman kurumlar değişse bile yaşamaya devam eder.
“El üstünde tutmak” da giderek belirli bir makamı veya toplumsal rütbeyi anlatmaktan çok, bireyler arasındaki sevgi ve kıymet ilişkisini ifade eden daha genel bir kullanıma kavuştu.
Bu değişim, dilin toplumsal dönüşümlere nasıl uyum sağladığını gösteren küçük ama değerli bir örnektir. İnsanların birbirine değer verme biçimleri değişirken, bunu anlatan mecaz bütünüyle ortadan kalkmamış; yeni ilişki biçimlerine uyarlanmıştır.
20. Yüzyıl ve Cumhuriyet: Deyimin Günlük Hayata Yerleşmesi
Cumhuriyet döneminde geleneksel toplumsal hiyerarşilerin önemli bölümü yeniden düzenlenirken “el üstünde tutmak” günlük Türkçede yaşamaya devam etti. Artık yalnızca büyükler, yöneticiler veya itibarlı kişiler için değil; çocuklar, eşler, arkadaşlar, sanatçılar ve hatta kimi zaman nesneler için kullanılabiliyordu.
Salâh Birsel’in “Ama azdır sanatçılara saygı gösterenler, onları el üstünde tutmak isteyenler” cümlesi, deyimin modern edebî dildeki kullanımına örnek oluşturur.
Belgelere dayalı olarak görülen süreklilik burada belirginleşir: Toplum değişmiş, fakat “değer verilen şeyi yukarıda tutma” metaforu yaşamaya devam etmiştir.
Bugün: Bir Deyimden Daha Fazlası
Bugün “annem beni el üstünde tuttu”, “çocuklarını el üstünde tutuyor” veya “sanatçılarını el üstünde tutan bir toplum” dediğimizde aslında çok eski bir sembolik dili kullanıyoruz.
Tarihçi Marc Bloch, geçmiş ile bugün arasındaki ilişkiyi anlatırken geçmişi bilmeden bugünü anlamanın mümkün olmadığını vurgular; ona göre geçmişin incelenmesi ile yaşayan dünyanın incelenmesi birbirinden koparılamaz. E. H. Carr ise tarihsel düşünceyi “present and past” arasındaki sürekli bir diyalog olarak değerlendirir.
“El üstünde tutmak” gibi küçük bir deyim bile bu diyaloğun nasıl işlediğini gösterir: Bugünkü sevgi anlayışımız, geçmişin hürmet kültüründen bütünüyle kopuk değildir; fakat aynı ifade bugün farklı ilişkiler içinde yeni anlam katmanları kazanır.
Geçmişten Bugüne Bir Soru
Bir insanı “el üstünde tutmak” bugün ne anlama geliyor? Onu korumak mı, özgür bırakmak mı, değerini bilmek mi, yoksa bazen gereğinden fazla yüceltmek mi?
Belki de deyimin tarihsel yolculuğunun en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de değer vermek yalnızca sözle değil, davranışla ölçülüyor. Fakat kime değer verdiğimiz ve bunu nasıl gösterdiğimiz değişiyor.
Sonuç olarak “el üstünde tutmak” kesinlikle bir deyimdir. Yazılı örnekleri en azından klasik Osmanlı edebiyatına kadar izlenebilen bu ifade, yüzyıllar boyunca hürmet, itibar, sevgi ve özen kavramlarını bir arada taşımıştır.
Belki de bugün bu deyimi kullanırken farkında olmadan geçmişten bize ulaşan küçük bir kültür mirasını yeniden söylüyoruz. Ve insanın değer verdiği şeyi “yukarıda” tutma ihtiyacı değişmediyse, asıl soru şu: Biz bugün kimleri gerçekten el üstünde tutuyoruz?
Eksik h4 başlıklarını ekle
Kaynak gösterimini metinle uyumlu düzenle