“Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur” konusunu beğendiyseniz Celtikcikoop sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.
Ağustos Ayında Karadeniz Nasıl Olur?
Celtikcikoop olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur” konusunda sizin yanınızdayız.
Kayseri’den Kopup Gelen İç Sıkıntısı
Kayseri’nin o keskin, kuru yazı insanın içine bir şey bırakıyor ama o şey ne tam bir özlem ne de tam bir sıkıntı oluyor. Daha çok birikiyor. Sessizce. 25 yaşındayım ve bunu artık çok net hissediyorum: bazı şehirler insanı büyütürken aynı zamanda içini daraltıyor. Benim içimdeki daralma da yaz aylarında daha çok büyüyor.
Ağustos ayı geldiğinde herkes tatilden, denizden, güneşten bahsediyor. Ben ise Kayseri’de, rüzgârın bile bazen tembelleştiği sokaklarda yürürken içimden tek bir şey geçiriyorum: “Bir yerlerde deniz var ve ben orada değilim.”
Bu düşünceyi ilk kez bu kadar net hissettiğim yaz, Karadeniz’e gitmeye karar verdim. Plan yoktu aslında. Sadece kaçmak vardı. Bir şeylerden değil, kendimden biraz uzaklaşmak gibi.
Yola Çıkış: Otobüste Gece
Otobüs gece yarısı Kayseri’den ayrılırken camdan dışarı baktım. Şehir ışıkları geride kalırken içimde garip bir boşluk oluştu. Ne sevinç vardı ne de tam bir huzur. Sadece hareket ediyordum.
Yan koltukta orta yaşlı bir adam uyuyordu. Ön koltukta genç bir çift sessizce fısıldaşıyordu. Ben ise kulaklığımı takmıştım ama müzik dinlemiyordum. Sadece dış dünyanın sesini bastırmak istiyordum.
Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur diye düşünüyordum. Haritalardan bakmıştım. Yeşil, yoğun, yağmurlu… Ama hiçbir harita insanın içine giremez. Bunu o an anlamaya başlamıştım.
Yol uzadıkça içimdeki heyecan arttı. Garip bir şekilde, bilmediğim bir yere gidiyor olmak bile umut veriyordu bana. Sanki hayatımda ilk kez “belki” kelimesi bu kadar güçlüydü.
Trabzon’da İlk Nefes
Sabaha karşı Trabzon’a vardım. Otobüsten indiğim an yüzüme çarpan hava, Kayseri’nin kuru sıcaklığına hiç benzemiyordu. Nem vardı. Ağırlık vardı. Ama aynı zamanda bir canlılık da vardı.
Terminalden çıkarken ilk yaptığım şey derin bir nefes almak oldu. O nefesin içinde deniz vardı, toprak vardı, yağmur vardı. Ve ben o an fark ettim: Karadeniz sadece bir bölge değil, bir ruh haliydi.
Şehre doğru yürürken sokaklar bana farklı geldi. İnsanlar daha hızlı değil, daha doğal yürüyordu. Kimse acele etmiyordu ama herkes bir yere yetişiyordu sanki. Anlamadığım bir düzen vardı.
Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur sorusunun cevabı, o sabah bana ilk kez kendini göstermeye başlamıştı: burası yazın bile serin kalabilen, insanın içini sürekli canlı tutan bir yerdi.
Yağmurun İçinde Saklı Umut
Öğleye doğru yağmur başladı. İnce ince değil, Karadeniz’e özgü o kararlı yağmurlardan biri. Bir anda bastırıyor ve her şeyi değiştiriyordu.
Bir çay ocağına sığındım. Cam kenarına oturup dışarıyı izledim. Yağmur sokakları yıkarken insanlar şemsiyeleriyle yürüyordu. Kimse durmuyordu. Sanki yağmur burada hayatın bir parçasıydı, engel değil.
Çay söyledim. Bardak sıcak, dışarısı soğuktu. O an içimde tuhaf bir denge oluştu. Kayseri’de alışık olduğum o sert yaz yoktu burada. Burada hava bile duygusal gibiydi.
Telefonumu çıkardım, notlar aldım. “Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur?” diye yazdım. Altına hiçbir açıklama eklemedim. Çünkü o an açıklanacak bir şey yoktu, sadece yaşanacak bir şey vardı.
Yağmurun sesiyle birlikte içimde bir şey yumuşuyordu. Belki de uzun zamandır fark etmediğim bir kırılganlık ortaya çıkıyordu.
Denizle Karşılaşma: Ağustosun Serin Yüzü
O günün öğleden sonrası sahile indim. Deniz ilk kez karşıma çıktığında durdum. Sadece durdum.
Ağustos olmasına rağmen deniz düşündüğüm gibi sıcak değildi. Serindi. Hatta biraz sertti. Dalgalar kıyıya vururken içimdeki beklentilerle çarpışıyordu.
Ben hep Akdeniz gibi bir şey hayal etmiştim. Sıcak, sakin, davetkâr. Ama Karadeniz öyle değildi. Karadeniz çağırmıyordu, kendine çekiyordu.
Ayakkabılarımı çıkarıp suya yaklaştım. İlk temas ettiğim anda içim ürperdi. Ama bu ürperti kötü değildi. Sanki uyanmak gibiydi.
O an düşündüm: Belki de Ağustos ayında Karadeniz, insanın içindeki fazla sıcaklığı alan bir yerdi. Fazlalıkları alıyor, geriye gerçek olanı bırakıyordu.
Kıyıda otururken uzun süre sadece denizi izledim. Hiçbir şey yapmadım. Bu bile yeterliydi.
İçsel Hesaplaşma
Karadeniz’de geçirdiğim ilk günün sonunda kendime kaçtığım şeyleri düşünmeye başladım. Kayseri’de bıraktığım hayat, aslında beni ne kadar sıkıştırıyordu?
25 yaşındayım ve çoğu zaman ne yaptığımı biliyormuş gibi yapıyorum. Ama burada, bu dalgaların yanında, kendime yalan söyleyemiyordum.
İçimde bir ses vardı. “Nereye gidiyorsun?” diyordu. Ben de cevap veremiyordum. Çünkü gittiğim yer fiziksel değildi. Bir hisse gidiyordum.
Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur sorusu artık bir merak değil, bir aynaya dönüşmüştü. Kendimi orada görüyordum. Eksik, ama canlı.
O gece kaldığım küçük pansiyonda pencereyi açtım. Yağmur tekrar başlamıştı. Uyumak yerine sadece dinledim. Her damla sanki içimdeki başka bir düşünceyi yıkıyordu.
Şehrin İçine Karışmak
Ertesi gün Trabzon sokaklarına daha farklı baktım. Artık turist gibi değil, sanki biraz buraya aitmişim gibi yürüyordum.
İnsanlarla kısa konuşmalar yaptım. Bir simitçiye “hep böyle mi burada hava?” diye sordum. Gülümsedi, “bizim burada hava da insan gibi, değişken” dedi.
Bu cümle aklıma kazındı. Çünkü gerçekten de öyleydi. Karadeniz’de hiçbir şey sabit değildi ama hiçbir şey de eksik değildi.
Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur sorusu artık daha net bir anlam kazanmıştı: burada yaz bile kendi doğasına sadık kalıyordu. Ne abartı vardı ne de yapay bir sıcaklık.
Şehirde dolaşırken içimde bir şeyin değiştiğini fark ettim. Daha yavaş düşünüyordum. Daha az acele ediyordum. Sanki Karadeniz bana bir ritim öğretmişti.
Geri Dönüş ve Değişen Ben
Günler sonra geri dönme vakti geldiğinde içimde garip bir ağırlık vardı. Gitmek istemiyordum ama kalmak da yeni bir hayat gerektiriyordu.
Otobüse binerken son kez denize baktım. Aynı denizdi ama artık benim için farklıydı.
Dönüş yolunda Kayseri’ye yaklaştıkça içimdeki sessizlik büyüdü. Eskiden sıkıcı gelen o şehir, artık sadece bir yer gibi görünmüyordu. Orası benim başlangıç noktamdı.
Ama Karadeniz bana bir şey bırakmıştı. Net bir cevap değil, net bir his. Ağustos ayında Karadeniz nasıl olur sorusunun cevabı aslında dışarıda değil, içimdeydi.
Soğuk gibi görünen ama canlı tutan, yağmurla yıkayan ama insanı temizleyen bir yerdi orası. Ve ben o yolculuktan dönerken artık aynı kişi değildim.
Çünkü bazı yolculuklar sadece gidip gelmek değildir. Bazıları insanın içine doğru yapılır.
Benzer Konular: Android telefon ekranını arabaya nasıl aktarabilirim ?